Ne İdik Ne Olduk !

Değerli dostlar; bu seferki yazımda teknoloji geliştikçe, sosyal ekonomik refah düzeyimiz yükseldikçe insan denen varlığın nasılda insani değerlerden yoksunlaştığını adeta robotlaştığını hayretle müşahede ediyorum. İşim icabı türlü türlü insanlarla muhatap oluyorum,  nasılda insani değerlerden uzaklaştığımızı adeta yeni yüzyılda insanlar robotlaştırılmaya çalışıldığını ve insanlarında sanki hallerinden şikâyetçi olmadığını görüyorum. Artık rahatlıkla yalan söyleyebiliyoruz, pinokyo gibi burnumuzda uzamıyor. Hırsızlık, rüşvet, sözünde duramama, vs.kötülükler sanki normalleşti.

 

Bir grup arkadaş Değer verdiğim bir hocamın önderliğinde Geçen yıl ‘’İnsani Değerler’’ adı altında dernek kurmuşlar. İlk başlarda hocamı eleştirmiştim, acaba hangi rantın peşine düşmeye çalışıyorlar da böyle bir çalışma yapıyorlar dedim ve ön yargıda bulundum. Şimdi daha iyi anlıyorum sevgili hocamı, hakikaten çok yozlaşmışız. Dostlar bu feryadıma kulak verin. Gelin hep beraber değerlerimizi kazanalım ve bizden sonraki kuşaklara aktaralım. Tek başımıza belki bir şeyler yapamayız ama hocamların yapmış olduğu oluşumlara sahip çıkalım…

 

Aşağıda anekdotu iyi analiz yapmaya çalışalım. Belki de bana hak verirsiniz. Belki de eleştirirsiniz. Tarih içinde zamanımızın hastalıklarını, çelişkilerini şöyle sıralayabiliriyiz diye düşüncelerimizi dile getirdim:

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var;

daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.

Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz;

daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.

Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz;

daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.

Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz;

daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.

Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz;

daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.

Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz,

çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz,

çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz,

çok az okuyor  çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz.

Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık.

Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.

Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.

Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.

Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.

Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik.

Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.

Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.

Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.

Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.

 

Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.

 

Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır.

 

Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.

 

Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.

 

Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür. Ne dersiniz kendi kendimizle muhasebe yapmanın, hesaplaşmanın zamanı gelmedi mi?

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !